
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Sessizliğinden biliyorum ve tıkırtılarından. Küçük bedenini saklayıp, büyük gözlerini aralıktan kara bir uçurtma gibi salmandan biliyorum bunu. Elinle kapatsan da ağzını, parmak aralarından dökülen kıkırtılarından.
Nefes alıp verişini dinlemek heyecanlandırıyor beni; Merih'ten bana ne, yeryüzünde hâlâ hayat var! Fakat neyi bekliyorsun bu hayatı taşımak için misafir odasına. Bak konuklar buruşturdukları kâğıtları avuçlarında tutarak bekliyor seni, büyük bir alış veriş için. Ne akıllısın sen, kapının arkasında bekleyerek, bayramın fiyatını yükseltiyorsun.
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Menteşelerin arasından sızan ışıktan. Küçük bedenini saklayıp, büyük gölgeni duvara bir sır tablosu olarak asmandan biliyorum bunu. Hem saklanıyor, hem yerini işaret ediyorsun. Korkarım, büyüsen de vazgeçmeyeceksin bu huyundan. Hadi çek gölgeni, biraz da kıvılcımlarınla oyala bizi. Kapıyı ileri geri hareket ettirerek ışığı dalgalandır. Varlığından haberdar olduğumuz, fakat göremediğimiz her şey gibi karıştır ruhumuzu. Tam yakalayacakken minik elini, bulutların arasına gir ve benzet bir bulutu aslana. Bir başka bulutu kediye benzet. Bir başkasını ata. "Neye benziyorum?" diye sorayım mı çocuk, sıra bende. "İnsana benziyorsun!"
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. İnsana benzeyen ben. İnsan olmak için bekliyorum, çığlıklar kopararak atılmanı kollarıma. Bende eksik olan her şeyin sende olduğu âşikar. Koşarken pantolonunu yırttın, yemek yerken üzerine döktün, resim yaparken duvarları boyadın diye kızmak ne haddime, yalnız senin ceza vermeye hakkın var, geciktirerek gelmeni. İnsana benzetiyorsun beni çünkü. İnsan olduğumdan emin olsan, bir an duraklamadan koşacaksın çınlatarak evi. Tebessüm kartopun büyüyecek, kahkaha çığları düşecek oyuncakçılara. Dişlerinin ışıltısı söndürecek kuyumcu vitrinlerini. Misafir odasındaki konuklar kollarını uzatacak. Yaydan fırlayan oklar peş peşe saplanacak ruhlara. Yaralarımızla iyileşeceğiz.
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Seni oradan çıkarmak için çareler arayan ben. Alaaddin'in lambasını ovuşturuyorum. "Dile benden ne dilersen!", "Kapının arkasındaki çocuğu getir!" Çocuk kıkırdarken kahkaha atıyor dev. Sonra Ali Baba oluyorum haramisi olmayan. "Açıl kapı açıl!" Açılmıyor kapı. Tılsımı değiştirilmiş. Ne yapsam. Elma satan yaşlı bir kadından yardım almalı. Tak tak! "Kıpkırmızı elmalarım var!" Yine açılmıyor kapı. En iyisi una bulamalı ayakları kapı açılsın diye. Keçi yavruları kanıyor fakat akıllı çocuk. Ne bulutlara uzanan fasulye ağacına tırmanıyor. Ne balkabağından arabaya biniyor. Kurşun asker bile atladı suya. Tavşanı geçti kaplumbağa. O hâlâ gülümsüyor yerinde.
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Anahtar deliğinden baktığını. "Gördüklerini anlat!" diyorum. " İşte O!" diye sevinçle bağırıyorsun. " İşte O, çocuklara selam veriyor nerede görse. Çocuk oluyor o an. Yarış mı yapıyorlar, yarış yapıyor heybetli adam. Kahkaha mı atıyorlar, tebessümünü katıyor içine. Hem hal hatır soruyor onlara büyüklerle konuşur gibi. Hem ata biniyorsa çocuklar terkisinde. Yüzü ışıldıyor gördüğünde melekleri. Merhametli bir baba. Müşfik bir dede. "Çocuk kokusu cennet kokusudur," diyor. "Kimin çocuğu varsa çocuklaşsın onunla." Şöyle bir sözü de var, "Bir kimse, bir çocuğa, gel sana şunu vereceğim der ve sonra da vermezse, yalan hükmündedir bu da." Hele bir sahne var ki kapının arkasındaki çocuk ayıramıyor gözünü anahtar deliğinden. İki çocuk sırtına binmiş namaz kılan dedelerinin secdeden beraberce doğruluyorlar. Doğruluyorlar ki çocuk her şeydir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dizlerine oturuyor dedelerinin. Doğruluyorlar ki o Son Peygamber'dir.
Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Kollarıma atılmak için can attığını. Seni çok seviyorum kapının arkasındaki çocuk. Seni sevmenin ne anlama geldiğini biliyorum çünkü. Bir kere sarılabilsem sana yeniden insan olacağım. Artık masal anlatmayacağım sende sıra. Hikâyeni anlat sen yalvarırım. Gözlerinle sırla ki aynamızı dünya gerçek suretiyle görünsün bize. Kapının arkasından yüzünü göster ki her kelime anlamına kavuşsun. Sorularıma verdiğin cevaplardan anlıyorum ki çocuksun sen, "çocuk" demektir bayram. Çocuğun kurtuluşudur çünkü. Babanın, annenin ve çocuğun el ele tutuşmasıdır şeytana karşı. Babanın, annenin ve çocuğun hakka bağlanmasıdır.
- Adın ne?
- İsmail!
- Kaç yaşındasın İsmail?
- Yedi.
- Babanın adı ne?
- İbrahim.
- Annenin adı?
- Hâcer.
- İsmail!
- Kaç yaşındasın İsmail?
- Yedi.
- Babanın adı ne?
- İbrahim.
- Annenin adı?
- Hâcer.
A. ALİ URAL

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder