14 Kasım 2008 Cuma

Eğer aşkı seversen cân olasın


Habib-i Edib-i Zişan’dan sonra yaşamak hüznünden yanıp eriyen mum gibi olmaktı. Zîrâ O’nu görmeden bir gün bile dayanamayan âşık gönüllerden bu hicrân ateşine dayanamayan Abdullâh bin Zeyd (ra) ellerini ilâhî dergâha mahzûn bir gönülle açarak:

“Yâ Rabbî! Artık benim gözlerimi âmâ kıl! Ben, her şeyden çok sevdiğim Peygamberimden sonra artık dünyâda bir şey görmeyeyim!..” diyen
içten ilticâsı kabul buldu ve oracıkta gözleri âmâ oldu.

Allâh Rasûlü’ne aşk ile bağlı ümmetinin büyüklerinden Seyyid Ahmed-i Yesevî Hazretleri ise, 63 yaşında vefât eden Rasûlullâh’a duyduğu engin aşk ve muhabbet sebebiyle bu yaştan sonraki ömründe yeryüzünde dolaşmaya vedâ etmiş, mezar gibi bir yerde irşâdına devâm etmiştir.

Büyük hadîs âlimi ve müctehid İmâm Nevevî Hazretleri, O Varlık Nûru’nun nasıl karpuz yediğini bilmediği için ömrü boyunca karpuz yememişti. Hayatının bütün safhalarını kuşatan peygambere bağlılık şuuruyla, bir karpuzu yerken bile O’nun tarzının dışında hareket etmek ihtimâlinden uzak durmuştu.

Ez-cümle; bizlere güzel insanlardan miras kalan bu muhabbet tezâhürleri çerçevesinde, Allâh Rasûlü’ne muhabbetteki seviyemizi ölçmek, rûhumuzu ne kadar diriliş, uyanış ve silkinişe getirebildiğimizi muhasebe etmek zamanıdır erenler..

Bütün kâinatın özü ve varlık sebebine, Resulu Kibriya hazretlerine duydukları,
aşk, şevk ve bağlılığın şiddetiyle O’na râm olan âşık gönüller,
bu âlemde dâim O’nun muhabbetiyle yanacaklar ve her dem O’nun ulvî visâlinin hasretini yudumlayacaklardır.


Ümit Akdemir

Hiç yorum yok: